Azerbaycan’ın eğitim politikası üzerinden başlayan tartışma, Türkiye’deki bazı sosyal medya hesaplarının sert ve zaman zaman hakaret içeren paylaşımlarıyla yeni bir boyuta taşındı. Peki, başörtüsü üzerinden yükselen tepkiler yalnızca din özgürlüğüyle mi ilgili? Yoksa Azerbaycan’ın bağımsız politikalarından rahatsız olan çevrelerin de bu tartışmada rolü bulunuyor mu?
Bir ülkenin eğitim politikasını sosyal medya baskısı mı belirleyecek?
Azerbaycan bağımsız bir devlet. Anayasası, parlamentosu, eğitim kurumları ve kendi toplumsal koşulları var.
Her devlet gibi Azerbaycan’ın da eğitim sistemini düzenleme, okullarında uygulanacak kuralları belirleme ve laik devlet yapısını koruma yetkisi bulunuyor.
Ancak son dönemde yaşanan başörtüsü tartışması, eğitim politikalarının nasıl hızla uluslararası siyasi gerilimin konusu haline getirilebildiğini gösterdi.
Türkiye’deki bazı sosyal medya hesapları, Azerbaycan’da yaşanan gelişmeleri sert biçimde eleştirdi. Bazı paylaşımlarda ise eleştirinin sınırları aşılarak Azerbaycan’ın devlet kurumları ve siyasi yöneticileri hedef alındı.
Oysa bir devletin kararını eleştirmek başka, o devlete karşı hakaret ve düşmanlık üretmek başka.
Dahası, Azerbaycan’ın laiklik politikasını anlamadan onu yalnızca din karşıtlığı üzerinden değerlendirmek, ülkenin tarihsel ve güvenlik koşullarını görmezden gelmek anlamına geliyor.
Azerbaycan neden radikal dinî yapılanmalara karşı hassas?
Azerbaycan’ın güvenlik geçmişinde dinî radikalleşme ve yabancı bağlantılı silahlı örgütlenmeler önemli bir yer tutuyor.
Örneğin Azerbaycan Devlet Güvenlik Servisi, 2022 yılında İran istihbaratıyla bağlantılı olduğunu ileri sürdüğü yasa dışı silahlı yapılanmalar hakkında soruşturmalar yürüttüğünü açıkladı.
Bu soruşturmaların merkezinde Hüseyniyyun adlı yapılanma da bulunuyordu.
Güvenlik Servisinin 26 Aralık 2022 tarihli açıklamasında, Azerbaycan vatandaşlarının İran bağlantılı silahlı faaliyetlere yönlendirildiği ve bu faaliyetlerin finansmanının sağlandığına ilişkin iddialara yer verildi. Devlet Gümrük Komitesi
Bu bilgiler, Azerbaycan yönetiminin yabancı bağlantılı örgütlenmeler konusundaki güvenlik endişelerinin geçmişini ortaya koyuyor.
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Silahlı örgütlenmelerle mücadele etmek başka, barışçıl dinî inançları veya başörtülü bireyleri güvenlik tehdidi olarak değerlendirmek başka.
Başörtüsü kullanan bir öğrencinin radikal bir örgütle bağlantılı olduğu, yalnızca kıyafetinden hareketle ileri sürülemez.
Azerbaycan’ın laik eğitim sistemini koruma yetkisi kadar öğrencilerin eğitim ve inanç özgürlüğünü güvence altına alma yükümlülüğü de bulunuyor.
İsrail-Azerbaycan ilişkileri tartışmanın neresinde?
Azerbaycan’ın dış politikası da bu tartışmanın önemli boyutlarından biri.
İsrail, özellikle Karabağ savaşları sırasında Azerbaycan’ın önemli askerî tedarikçilerinden biri oldu.
İsrail üretimi silah sistemleri ve insansız hava araçları, Azerbaycan’ın askerî kapasitesinde önemli rol oynadı.
Bu iş birliği, özellikle İsrail-Filistin çatışması üzerinden şekillenen siyasi tartışmalarda Azerbaycan’ın eleştirilmesine neden olan konulardan biri.
Ancak Azerbaycan’ın İsrail’le ilişkilerine karşı çıkmak, tek başına radikal örgütlerle bağlantılı olunduğunu göstermez.
Aynı şekilde Filistin’e destek veren bütün çevrelerin Azerbaycan’a karşı organize bir kampanyanın parçası olduğunu ileri sürmek de doğru değildir.
Asıl araştırılması gereken, bu jeopolitik gerilimlerin Azerbaycan’daki okul kıyafeti tartışmasına ne ölçüde yansıdığıdır.
Çünkü birbirinden farklı siyasi anlaşmazlıkların tek bir olay üzerinden birleştirilmesi, kamuoyunun gerçek sorunu değerlendirmesini zorlaştırabilir.
Sosyal medyada aynı görüntüler, aynı ifadeler, aynı tepkiler
Meselenin Türkiye boyutu ise daha farklı soruları gündeme getiriyor.
İncelenen sosyal medya paylaşımlarında aynı görüntülerin farklı hesaplar tarafından benzer açıklamalarla yayımlandığı görülüyor.
Bazı hesaplar aynı öğrenci videosunu neredeyse aynı cümlelerle paylaşırken bazıları diğer hesapların içeriklerini alıntılayarak tepkilerini dile getiriyor.
Özellikle Erdoğan ve AK Parti yanlısı yayın çizgisine sahip olduğu belirtilen bazı hesapların bu tartışmada öne çıkması, siyasi yakınlık ve sosyal medya koordinasyonu konularını gündeme getiriyor.
Fakat bu noktada iki şeyi birbirinden ayırmak zorundayız.
Bir hesabın iktidar yanlısı içerikler paylaşması, o hesabın doğrudan iktidar tarafından yönetildiğini kanıtlamaz.
Buna karşılık farklı hesapların aynı içerikleri benzer zamanlarda paylaşması da araştırılmaya değer bir olgudur. Burada Türk adalet bakanı bu hesapları tespit ederek kimin yönettiğini konusunda operasyon yapmaz ise o zaman yakın olduklarını da anlaşılacak.
Gazeteciliğin görevi, bu ilişkileri peşinen mahkûm etmek veya görmezden gelmek değil, varsa organizasyonun izini somut kanıtlarla sürmektir.
Paylaşımları kim hazırladı?
İlk görüntü hangi hesaptan yayıldı?
Aynı ifadeler hangi aralıklarla çoğaltıldı?
Bu içerikler için ücretli reklam verildi mi?
Ve en önemlisi, hesaplar arasında herhangi bir örgütsel veya finansal bağlantı bulunuyor mu?
Bu soruların cevabı verilmeden kesin hükümler kurulamaz.
Azerbaycan Parlamentosunun açıklaması neden önemli?
26 Eylül 2026 tarihinde Azerbaycan Parlamentosunun Dış Müdahalelere ve Hibrit Tehditlere Karşı Geçici Komisyonu dikkat çekici bir açıklama yaptı.
Komisyon, Türkiye üzerinden Azerbaycan’a karşı yürütüldüğünü öne sürdüğü koordineli bir sosyal medya kampanyasını araştırdığını duyurdu.
Açıklamada gerçek ve sahte hesaplardan, hedefli reklamlardan ve kamuoyunda kutuplaşma oluşturmayı amaçladığı ileri sürülen faaliyetlerden söz edildi.
Komisyon ayrıca kampanyaya katılan kişiler hakkındaki bilgilerin ilgili devlet kurumlarına iletileceğini belirtti. Trend
Bu, son derece önemli bir gelişme.
Çünkü mesele yalnızca birkaç sosyal medya kullanıcısının yaptığı paylaşımlardan ibaret görülmüyor. Azerbaycan’ın parlamenter kurumlarından biri, dış müdahale ihtimalini resmî olarak incelemiş durumda.
Ancak komisyonun açıkladığı bulgular, belirli hesapların hangi siyasi kuruluş tarafından yönetildiğini kamuoyu önünde kesin olarak kanıtlamıyor.
Burada beklenmesi gereken, araştırmanın sonuçlarının şeffaf biçimde ortaya konulmasıdır.
Gerçekten koordineli bir faaliyet varsa bunun organizasyonu, finansmanı ve amaçları belgeleriyle açıklanmalıdır.
Ömer Çelik’in açıklaması ve cevap bekleyen sorular
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, 7 Ekim 2026 tarihinde yaptığı açıklamada Türkiye’deki bazı sosyal medya yapılanmalarının Azerbaycan’ı yanlış biçimde hedef aldığını söyledi.
Çelik, söz konusu faaliyetlerin AK Parti veya Türkiye hükümetiyle bağlantılı olmadığını özellikle vurguladı.
Ayrıca iki ülke arasındaki ilişkilerde siyasi gerilime izin vermeyeceklerini ifade etti. AK Parti
Bu açıklama, Ankara’nın resmî tutumunu ortaya koyuyor.
Ancak açıklamanın ardından kamuoyunun bilgi ihtiyacı tamamen ortadan kalkmış değil.
Azerbaycan Parlamentosunun ileri sürdüğü koordinasyon iddiası ile Türkiye’deki sosyal medya faaliyetleri arasındaki bağlantı somut biçimde aydınlatılmalı.
Siyasi yakınlık iddiası varsa bunun dayanakları açıklanmalı.
Organize bir faaliyet tespit edildiyse ilgili hesapların nasıl birlikte hareket ettiği gösterilmeli.
Böyle bir ilişki bulunmuyorsa bunun da açıkça ortaya konulması gerekir.
Çünkü siyasi tartışmaların karanlıkta kalan noktaları, çoğu zaman doğrulanmamış iddiaların yayılmasına zemin hazırlıyor.
Kardeşlik söylemi, karşılıklı saygı gerektirir
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler sıradan iki komşu ülkenin ilişkileri değil.
Karabağ’dan enerji projelerine, savunma sanayisinden bölgesel güvenliğe kadar birçok alanda derin iş birliği bulunuyor.
Ancak bu yakınlık, her iki ülkenin de kendi iç politikalarını belirleme hakkını ortadan kaldırmıyor.
Azerbaycan’ın eğitim politikaları eleştirilebilir.
Öğrencilerin okula alınmadığı iddiaları sorgulanabilir.
Din özgürlüğüne ilişkin uluslararası standartlar hatırlatılabilir.
Fakat bu tartışmaların bir devletin egemenliğini hedef alan hakaretlere dönüşmesi, yapıcı eleştirinin sınırlarını aşar.
Aynı şekilde Azerbaycan yönetiminin de laikliği koruma gerekçesiyle aldığı kararların eğitim ve din özgürlüğü üzerindeki etkilerini açıklaması gerekir.
Kardeşlik, karşılıklı eleştirinin yasaklanması değil, anlaşmazlıkların saygı ve hukuk içinde ele alınabilmesidir.
Başörtüsü tartışması siyasi krize dönüşür mü?
Şu aşamada Türkiye ile Azerbaycan arasında resmen ilan edilmiş bir siyasi krizden söz etmek doğru değil.
Nitekim Ankara, ilişkilerin korunması yönündeki tutumunu açıkça ortaya koydu.
Ancak Azerbaycan Parlamentosunun Türkiye kaynaklı bir kampanya iddiasını gündeme taşıması, meselenin diplomatik hassasiyet kazandığını gösteriyor.
İki ülkenin kurumları arasında görüş ayrılıkları oluşursa bunların nasıl yönetildiği önem taşıyacak.
Özellikle sosyal medya üzerinden yayılan hakaretler ve doğrulanmamış iddialar, kamuoyundaki gerilimi artırabilir.
Bu nedenle tartışmanın sosyal medya hesaplarının karşılıklı suçlamalarına bırakılmaması gerekiyor.
Başörtüsünü de devlet egemenliğini de siyasi hesaplaşmanın aracına dönüştürmeyin
Azerbaycan’ın laik devlet yapısı, ülkenin bağımsızlık tarihinde önemli bir yere sahip.
Yabancı bağlantılı silahlı yapılanmalarla ilgili geçmiş soruşturmalar da yönetimin güvenlik hassasiyetlerini anlamak bakımından önemli.
Ancak bu hassasiyetler, başörtülü öğrencilerin otomatik olarak radikal örgütlerle ilişkilendirilmesini haklı çıkarmaz.
Türkiye’den yükselen tepkilerde de benzer bir sorumluluk bulunuyor.
Bir öğrencinin eğitim hakkını savunmak meşrudur.
Bir devletin uygulamalarını eleştirmek de meşrudur.
Fakat bu eleştirileri hakaret, doğrulanmamış suçlama veya organize dezenformasyon faaliyetlerine dönüştürmek kabul edilebilir bir tartışma yöntemi değildir.
Bugün sorulması gereken soru yalnızca Azerbaycan’ın okullarında hangi kıyafetlerin giyileceği değildir.
Aynı zamanda hangi iddiaların gerçek olduğu, sosyal medyadaki benzer paylaşımların nasıl yayıldığı ve devletler arasındaki ilişkileri etkileyebilecek bu tartışmaların hangi kanıtlar üzerinden yürütüldüğüdür.
Azerbaycan’ın egemenliği ile öğrencilerin temel hakları birbirinin karşıtı değildir.
Türkiye-Azerbaycan kardeşliği de eleştiri hakkının karşıtı değildir.
Gerçek sorun, siyasi ve dinî hassasiyetlerin doğrulanmamış suçlamalarla birbirine karşı kullanılmaya başlanmasıdır.
Ve unutulmamalıdır:
Bir ülkenin bağımsızlığına saygı duymak, o ülkenin her kararını onaylamak değildir. Bir öğrencinin hakkını savunmak da o ülkeye hakaret etme hakkı vermez.
