Bazen bir cümle vardır.
Okursunuz.
Geçersiniz.
Sonra aylar, yıllar geçer.
Bir gün dönüp aynı cümleyi yeniden okursunuz.
Ve dersiniz ki:
“Aslında her şey gözümüzün önündeymiş.”
4 Kasım 2025.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek konuşuyor.
Söylediği şey sıradan değil:
“Bazı fonlar üzerinden manipülasyonların yapıldığını biliyoruz.”
Devamında, bu alanda düzenleme ihtiyacının farkında olduklarını ve manipülasyonla mücadelenin artırılacağını söylüyor. CNBC-e
Dikkatinizi çekerim.
“İddialar var” demiyor.
“Duyum aldık” demiyor.
“Olabilir” demiyor.
Biliyoruz, diyor.
O zaman biz de soralım:
Neyi biliyoruz?
Ne zamandan beri biliyoruz?
Kim yapıyor?
Hangi fonlar kullanılıyor?
Hangi hisselerde yapılıyor?
Kim kazanıyor?
Kim kaybediyor?
Ve en önemlisi…
Kimler bu insanları koruyor veya koruyor mu?
Bu soruyu sormamızın başka bir nedeni daha var.
25 Haziran 2024.
Yani Mehmet Şimşek’in açıklamasından yaklaşık bir buçuk yıl önce.
Gaziantep Milletvekili Mehmet Mustafa Gürban, TBMM’ye iki ayrı soru önergesi veriyor.
Önergelerin resmî başlığı:
“Bazı kamu görevlilerinin borsa manipülasyonu yaptıkları iddiasına ilişkin.”
Biri İçişleri Bakanına.
Diğeri Cumhurbaşkanı Yardımcısına.
Cumhurbaşkanı Yardımcısına yöneltilen önerge TBMM kayıtlarına göre süresi içinde cevaplanmıyor. İçişleri Bakanına yöneltilen önerge ise daha sonra cevaplanıyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi
Bir dakika.
Bir milletvekili 2024 yılında çıkıp kamu görevlileriyle borsa manipülasyonu iddialarını Meclise taşıyor.
2025 yılında ülkenin Hazine ve Maliye Bakanı bazı fonların manipülasyonda kullanıldığını bildiklerini açıklıyor.
Ardından mesele tekrar Meclise geliyor.
Bütün bunlar yan yana konulduğunda gazetecinin yapması gereken şey alkışlamak değildir.
Soru sormaktır.
2 Aralık 2025.
İYİ Parti, sermaye piyasalarında manipülasyon iddialarının, yatırım fonları üzerinden gerçekleştirildiği ileri sürülen işlemlerin, denetimde yaşanan gecikmelerin ve yatırımcıların korunmasındaki eksikliklerin araştırılması için Meclis araştırması önerisini Genel Kurul gündemine taşıyor. Önergenin kendisi daha önce Ayyüce Türkeş Taş ve 19 milletvekili tarafından verilmişti. Türkiye Büyük Millet Meclisi
Yeni Yol adına Mehmet Emin Ekmen açıkça öneriyi desteklediklerini söylüyor.
DEM Parti adına Celal Fırat araştırma komisyonu kurulmasını istiyor.
CHP adına Aykut Kaya da manipülasyon düzeninin ve bundan kimlerin kazanç sağladığının araştırılması çağrısında bulunuyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi
Sonra AK Parti adına Sakarya Milletvekili Ertuğrul Kocacık kürsüye geliyor.
Kocacık farklı bir tablo çiziyor.
SPK’nın mücadele ettiğini, 2025’te yüz milyonlarca liralık idari para cezası uygulandığını, suç duyuruları ve işlem yasakları bulunduğunu, fon ve portföy yönetim şirketlerinin incelendiğini anlatıyor.
Yani iktidarın cevabı kabaca şu:
Devlet zaten çalışıyor.
Konuşma bitiyor.
Oylama yapılıyor.
Ve Meclis tutanağına şu cümle geçiyor:
“Kabul edilmemiştir.” Türkiye Büyük Millet Meclisi
İşte benim anlamadığım yer burası.
Devlet zaten araştırıyorsa…
Meclisin de araştırmasından neden rahatsız olunsun?
SPK temizse ortaya çıksın.
Fonlar temizse ortaya çıksın.
Portföy yöneticileri temizse ortaya çıksın.
Siyasetçiler temizse ortaya çıksın.
Kamu görevlileri temizse ortaya çıksın.
Bundan daha güzel ne olabilir?
Üstelik konuştuğumuz şey üç beş kişinin Telegram grubundan hisse pazarlaması değil.
Hazine ve Maliye Bakanının bizzat sözünü ettiği fonlar.
Milyarlarca liranın hareket ettiği yapılar.
Dolayısıyla inceleme yalnızca “Kim bu hisseyi şişirdi?” sorusuyla bitmemeli.
Başka sorular da sorulmalı.
Bir hisse olağan dışı yükselmeden önce kim aldı?
Büyük fonlar ne zaman girdi?
Kimler aynı günlerde pozisyon açtı?
Zirveye yaklaşılırken kim sattı?
Birbiriyle bağlantılı hesaplar var mı?
Aynı insanlar başka hisselerde de birlikte hareket ediyor mu?
Bu işlemlerin gerçek faydalanıcıları kim?
Ve daha önemlisi:
Kamu gücüne erişimi olan biri bu zincirin herhangi bir noktasında mı?
Yanlış anlaşılmasın.
Milletvekilinin borsada yatırım yapması suç değildir.
Bakanın yatırım yapması suç değildir.
Bir kamu görevlisinin ailesinin şirket sahibi olması da suç değildir.
Zengin olmak da suç değildir.
Fakat devletin görevi şudur:
Bir insanın kamu görevi sırasında servetinde olağan dışı bir artış varsa ve bu artış şüpheli sermaye piyasası işlemleriyle aynı tarihlere denk geliyorsa…
Bakarsın.
Belgesini incelersin.
Paranın nereden geldiğini sorarsın.
Temizse dosyayı kapatırsın.
Değilse üzerine gidersin.
Partisine bakmazsın.
Soyadına bakmazsın.
Makamına bakmazsın.
Bakanlar…
Milletvekilleri…
Eski bakanlar…
Eski milletvekilleri…
Üst düzey bürokratlar…
SPK’da hassas bilgilere erişen kişiler…
Borsa İstanbul ve sermaye piyasasının kritik noktalarında görev yapan kamu personeli…
Somut şüphe doğduğu takdirde bunlarla ekonomik bağı bulunan kişiler…
Aynı standart herkes için geçerli olmak zorunda.
Çünkü bilgi içeriden çıkıyorsa mesele spekülasyon olmaktan çıkar.
Bir şirketle ilgili henüz kamuya açıklanmamış kararın belirli kişilere önceden aktarıldığını düşünün.
Adam bilgiyi alıyor.
Hisseyi topluyor.
Herkesten önce pozisyon alıyor.
Haber açıklanıyor.
Fiyat yükseliyor.
Satıyor.
Milyonlar kazanıyor.
Küçük yatırımcı ise haberi televizyon ekranından öğreniyor.
Böyle bir düzen varsa bunun adı “başarılı yatırımcılık” değildir.
Bunun araştırılması gerekir.
Bir de mal varlığı meselesi var.
Türkiye’de kamu görevlilerinin mal bildirimlerini düzenleyen mevzuat var.
Ancak vatandaşın önüne bütün bu bilgileri koyan kapsamlı ve kolay erişilebilir bir şeffaflık sistemi bulunmuyor.
Oysa kamu gücünü kullanan kişi açısından soru çok basit olmalı:
Göreve geldiğinde neyin vardı?
Bugün neyin var?
Aradaki fark nereden geldi?
Maaştan geldiyse belge.
Şirketten geldiyse belge.
Mirastan geldiyse belge.
Borsadan geldiyse işlem kaydı.
Her şey normalse zaten mesele yok.
Şeffaflık suçlama değildir.
Şeffaflık, suçlamanın panzehiridir.
Ve gelelim bugün için belki de en önemli notumuza.
2 Aralık’taki araştırma önerisi reddedildi.
Fakat TBMM’nin yayımladığı tutanakta bu oylamanın milletvekili milletvekili isimlerini gösteren bir elektronik oy dökümü bulunmuyor. Bu yüzden bugün kimse çıkıp elinde belge olmadan “şu milletvekili ret oyu verdi” diyemez. Türkiye Büyük Millet Meclisi
Ama kararın kendisi ortada.
Ve Meclis tutanağındaki konuşmalar da ortada.
Bunları saklayalım.
Çünkü yarın çok önemli olabilir.
Belki hiçbir şey çıkmayacak.
Umarım çıkmaz.
Belki gerçekten devlet gerekeni zamanında yapacak.
Umarım yapar.
Ama ilerleyen yıllarda bu fonlardan…
Bu hisselerden…
Bu manipülasyon soruşturmalarından…
Bir milletvekilinin…
Bir bakanın…
Bir eski bakanın…
Bir üst düzey kamu görevlisinin…
Veya bunlardan biriyle somut mali bağlantısı bulunan bir kişinin adı çıkarsa…
O zaman yalnızca hisse işlemlerine bakılması yetmez.
2 Aralık 2025’e de geri dönülmelidir.
O gün Meclisin önüne araştırma önerisi geldiğinde kim ne biliyordu?
Hangi kurum hangi bilgiye sahipti?
Milletvekillerine ne anlatıldı?
Ne anlatılmadı?
Araştırmaya karşı çıkanların gerekçesi neydi?
Bir çıkar çatışması bulunuyor muydu?
Herhangi bir milletvekili ya da kamu görevlisinin daha sonra ortaya çıkan kişi, şirket veya fonlarla mali ilişkisi var mıydı?
İşte bunların tamamı incelenmelidir.
Çünkü bir araştırma önergesine ret oyu vermek tek başına suç değildir.
Bunu özellikle yazıyorum.
Ama ileride ret kararına katılan herhangi bir kişiyle araştırılması istenen yapı arasında somut bir mali ilişki ortaya çıkarsa…
O zaman o kişinin de çıkıp topluma cevap vermesi gerekir:
“O gün ne biliyordunuz?”
“Bu araştırmaya neden karşı çıktınız?”
Belki yıllar sonra birileri bu yazıyı açıp okuyacak.
Belki de “Boşuna endişelenmişler” diyecek.
İnşallah.
Ama tersi olursa…
Kimse çıkıp da:
“Nereden bilebilirdik?”
demesin.
Çünkü uyarı yapıldı.
Meclise soru önergesi verildi.
Fonlar tartışıldı.
Hazine ve Maliye Bakanı manipülasyon bulunduğunu açıkça söyledi.
Meclise araştırma önerisi getirildi.
Ve öneri kabul edilmedi. Türkiye Büyük Millet Meclisi
Gerisi artık devletin işi.
Bizim işimizse bugünden şu soruyu tarihe bırakmak:
Bu parayı kim kazanıyor?
Ve belki daha önemlisi:
Kazananlar, bu bilgiye kimden ulaşıyor?
Yazar: Elçin Kara
