Connect with us

GÜNDEM

Haluk Levent ve Ahbap Skandalı: Asıl Sorular İktidara Yöneltilmeli mi?

Haluk Levent ve Ahbap Skandalı: Asıl Sorular İktidara Yöneltilmeli mi?
Yayınlanma:

Ahbap Derneği soruşturması büyüdükçe gözler sadece Haluk Levent’e değil, sürecin nasıl yönetildiğine de çevriliyor

Türkiye günlerdir tek bir gündemi konuşuyor: Ahbap Derneği’nin kurucusu Haluk Levent’in gözaltına alınması, ardından gelen ikinci dalga operasyon ve şimdi de ifadesi sırasında yaşanan “Süleyman Soylu krizi.” Ancak dosya derinleştikçe ortaya çıkan tablo, meselenin yalnızca bir sanatçının usulsüzlükleriyle sınırlı olmadığını, devletin denetim mekanizmalarının nerede olduğu sorusunu da beraberinde getiriyor.

Önce olay ne, kısaca hatırlayalım

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Ahbap Derneği’ne yönelik “örgüt üyeliği”, “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” ve “Dernekler Kanunu’na muhalefet” suçlamalarıyla bir soruşturma yürütüyordu. 12 Temmuz Pazar günü bu soruşturma kapsamında dernek başkanı Haluk Levent, Bursa’da gözaltına alındı. Levent’in 2020-2026 yılları arasında 990 milyon lira bahis oynadığı ve 390 milyon lira kaybettiği, Ahbap Derneği’nin hesabından asistanı Yeliz Kaya’nın hesabına da 120 milyon lira aktarıldığı tespit edildi.

Aradan geçen birkaç gün içinde tablo daha da büyüdü. İstanbul İl Jandarma Komutanlığı’nın İstanbul, İzmir, Kocaeli ve Muğla’da düzenlediği ikinci dalga operasyonla 14 kişi daha gözaltına alındı ve 4 şirkete kayyım atandı. Toplam gözaltı sayısı 36’ya ulaştı.

Peki asıl soru bu değil mi: Denetim neredeydi?

Burada işin can alıcı noktasına geliyoruz. Ahbap Derneği, 6 Şubat 2023 depremlerinden bu yana devletin resmi afet kurumlarıyla neredeyse eş zamanlı çalışan, milyarlarca liralık bağış toplayan bir sivil toplum kuruluşuydu. Levent’in kendi ifadesine göre Ahbap’a 6 Şubat depremlerinden sonra ulaşan bağışlar yaklaşık 4 milyar liraya kadar çıkmıştı. Bu denli büyük bir para trafiğinin yıllarca “fark edilmeden” akması, akla ister istemez şu soruyu getiriyor: Denetim mekanizmaları bu süreçte neredeydi?

Nitekim MASAK’ın konuyla ilgili raporunun tarihi de dikkat çekici. Şubat 2025 tarihli MASAK raporunda, üç kişinin Ahbap Derneği yönetimi ve çalışanları ile şüpheli para hareketleri gerçekleştirdiği ve derneği suistimal edip etmediğinin araştırılması gerektiği belirtilmişti. Yani devletin kendi mali istihbarat birimi bu şüpheleri aylar önce kayıt altına almış görünüyor. O halde sorulması gereken soru şu: Bu rapor elde varken, operasyon neden aylar sonra yapıldı? Aradaki bu süre zarfında hangi para hareketleri gerçekleşti?

Adalet Bakanı’nın açıklaması yetti mi?

Adalet Bakanı Akın Gürlek, Kabine Toplantısı sonrasında gazetecilere soruşturmayla ilgili kısa bir değerlendirme yaptı. Bakan Gürlek’in “Şu an soruşturma devam ediyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde operasyonlar yürütülüyor. MASAK raporları inceleniyor. Soruşturma genişleyebilir” şeklindeki açıklaması, aslında sürecin ne kadar sığ biçimde kamuoyuna sunulduğunu da gösteriyor. Oysa bu tür bir dosyada asıl beklenen, denetimin neden bu kadar geç harekete geçtiğine dair somut bir açıklama.

Burada işin can alıcı noktası aslında Adalet Bakanlığı’nın açıklamasında değil, doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bağlı bakanlıkların denetim sorumluluğunda aranmalı. Çünkü dernekler üzerindeki idari denetim İçişleri Bakanlığı’nın, mali denetim ise Hazine ve Maliye Bakanlığı’na bağlı MASAK’ın görev alanına giriyor. Adalet Bakanlığı soruşturma sürecinde devreye giren, yani olay gerçekleştikten sonra konuşan makam. Asıl merak edilmesi gereken soru ise şu: Milyarlarca liralık bağış trafiği yıllarca sürerken, denetimle doğrudan yükümlü bakanlıklar bu süreci nasıl izledi, hangi aşamada müdahale etme fırsatını kaçırdı? Kamuoyunun bugün Adalet Bakanı’nın soruşturma açıklamasından çok, denetimden sorumlu bakanlıklardan bu sorulara yanıt beklediği söylenebilir.

Süleyman Soylu detayı neden bu kadar konuşuluyor?

İşin en çok merak uyandıran kısmı ise Levent’in emniyetteki ifadesi sırasında yaşandı. Levent’in avukatlarının tuttuğu tutanağa göre, sanatçı ifadesi sırasında eski İçişleri Bakanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Süleyman Soylu’nun adını anmaya başladığı anda bu beyanları tutanağa geçirilmedi. Avukatların hazırladığı tutanakta, şüphelinin Soylu’dan bahsetmesi üzerine “soruyla uyumlu söz cevabı olmadığı” gerekçesiyle beyanının kayda alınmadığı ve buna yapılan itirazın sonuçsuz kaldığı öne sürüldü.

Levent, bunun üzerine sorulara yanıt vermeyi bırakarak susma hakkını kullandığını duyurdu ve sosyal medyadan şu paylaşımı yaptı: “Konuşmak istiyorum, izin vermediler. Çünkü söyleyeceklerimin resmi kayıtlara geçmesini istemiyorlar.”

Bu ayrıntı, olayı sıradan bir mali usulsüzlük dosyasından çıkarıp doğrudan siyasi bir tartışmaya taşıdı. Çünkü ortada, bir şüphelinin devletin eski bir bakanı hakkında anlatmak istediği ama “ilgisiz” bulunarak kayda geçirilmeyen bir beyan var. Bu noktada akla gelen soru gayet açık: Levent’in Soylu hakkında söylemek istediği neydi ve bu ifadenin tutanağa geçirilmemesi kimin kararıydı? Kamuoyu bu sorunun cevabını hak ediyor.

Bahçeli’nin ve Soylu’nun geçmiş sözleri bugün nasıl okunmalı?

Skandal büyüdükçe MHP lideri Devlet Bahçeli’nin ve dönemin İçişleri Bakanı Soylu’nun yıllar önce Ahbap ve benzeri sivil yardım ağlarına yönelik sert çıkışları da yeniden hafızalara döndü. Bahçeli o dönem “Devletin yetişemediği ne vardır da ahbapçılar ve babalacılar akbaba gibi kanat çırpmaktadır? Bu sahtekarların artık TV’lerde yer almaması lazımdır” diyerek yardımların AFAD üzerinden yapılmasını istemişti.

Soylu ise İçişleri Bakanı sıfatıyla bağışların denetimine dair benzer bir uyarıda bulunmuştu: “Yardım kampanyası AFAD tarafından gerçekleştiriliyor, onun için toplanan bağışlarla ilgili ne harcandı, ne kadar harcandı, bunun tamamen geçmiş dönemlerde olduğu gibi bu dönemde de aynı istikamette olacağını söylemek isterim.”

Bugün geriye dönüp bakıldığında bu açıklamalar iki şekilde okunabilir: Ya devlet mekanizması gerçekten baştan beri bir riski görmüş ama harekete geçmemiş, ya da bu sözler sadece siyasi bir gerilimin yansımasıydı ve asıl denetim hiçbir zaman tam anlamıyla yapılmadı. Her iki ihtimal de kamuoyunun net bir açıklamayı hak ettiği gerçeğini değiştirmiyor.

Levent ne diyor: “Yolsuzluk değil, usulsüzlük”

Öte yandan Levent’in kendisi de suçlamaları büyük ölçüde reddediyor. İfadesinde operasyonun zamanlamasına dair sert bir değerlendirme yapan Levent, bir gün daha beklenseydi Ahbap’tan çıkan para hareketlerinin operasyonu boşa çıkaracağını, bu yüzden herkesin “örgüt üyesi” sayılması için operasyonun bilinçli olarak erkene alındığını iddia etti.

Mali usulsüzlükleri kısmen kabul eden Levent, kendince bir ayrım yapmayı da ihmal etmedi: Ahbap’a ait çek ve senetleri kimi yerlerde teminat olarak kullandığını, yüksek miktarda borçlandığını, bunun usulsüzlük sayılabileceğini ama yolsuzluk olarak nitelendirilemeyeceğini savundu.

Soru işaretleri Levent’le sınırlı kalmamalı

Ahbap Derneği soruşturması, bir sanatçının kişisel hataları meselesinin çok ötesine geçmiş durumda. Milyarlarca liralık bağış trafiğinin yıllarca nasıl gözden kaçtığı, MASAK’ın 2025’te hazırladığı raporun neden aylarca beklediği ve Levent’in ifadesinde Soylu’yla ilgili söylemek istediklerinin neden kayıt altına alınmadığı gibi sorular, süreci takip eden herkesin zihninde. Adalet Bakanı’nın “soruşturma genişleyebilir” açıklaması yeterli bir yanıt gibi görünmüyor; asıl beklenen, denetimle doğrudan sorumlu bakanlıkların ve ilgili kurumların bu tabloyu nasıl açıklayacağı. Dosya büyüdükçe bu soruların muhatabının yalnızca yargı değil, kamuoyu ve siyaset de olacağı şimdiden belli.

Yazar: Elçin Kara..

Continue Reading
Reklam
Yorum yapmak için tıklayın

You must be logged in to post a comment Login

Leave a Reply

Yanıtı iptal et