Connect with us

GÜNDEM

Rojin’in Telefonu Açılamadı, Vicdanımız Kapandı

rojin kabaiş
Yayınlanma:

Bir genç kız kayboldu.

Adı Rojin Kabaiş’ti.

Üniversite öğrencisiydi.

Hayalleri vardı.

Ailesi vardı.

Bir odası vardı.

Bir telefonu vardı.

Bir hayatı vardı.

Sonra kayboldu.

Günlerce arandı.

Sonra Van Gölü kıyısında cansız bedeni bulundu.

Ve memlekette yine o meşhur cümle başladı:

“Soruşturma sürüyor.”

Soruşturma sürüyor da…

Nereye sürüyor?

Kime sürüyor?

Neyi sürüyor?

Kimden uzaklaşıyor?

Kimlere hiç uğramıyor?

Bunu bilen yok.


Bu ülkede bir genç kız ölü bulunuyor.

Aylar geçiyor.

Telefonu açılamıyor.

HTS kayıtları kamuoyuna anlatılmıyor.

DNA örnekleri hâlâ toplanıyor.

Kamera kayıtları, tanık ifadeleri, son saatler, son mesajlar…

Hepsi ayrı yerde duruyor.

Ama ortada hâlâ bir cevap yok.

Rojin neden öldü?

Kim gördü?

Kim konuştu?

Kim sustu?

Kim yalan söyledi?

Kim korktu?

Kim korundu?


Şimdi deniyor ki…

Telefon için özel ekip kuruldu.

Güzel.

Ama insan sormadan edemiyor:

Bu özel ekip neden bugün kuruldu?

Rojin kaybolduğu gün telefon özel delil değil miydi?

Cansız bedeni bulunduğu gün telefon önemli değil miydi?

Ailesi “kızımın başına ne geldi” diye feryat ederken telefon sıradan bir eşya mıydı?

Telefon dediğin şey artık telefon değil.

Cep hafızasıdır.

Son nefese giden yol haritasıdır.

Kiminle konuştuğunu söyler.

Nereye gittiğini söyler.

Kimden mesaj aldığını söyler.

Kimden korktuğunu bile söyleyebilir.

Ama telefon açılmadı.

Açılmadıysa dosya da açılmadı demektir.


Bir de DNA meselesi var.

İki erkek DNA’sı konuşuldu.

Bu cümle tek başına memleketin gündemini sarsmaya yeter.

İki erkek DNA’sı.

Peki kim bunlar?

Nereden geldi?

Masum temas mı?

Olayla bağlantılı temas mı?

Cenazeye sonradan bulaşan iz mi?

Yoksa dosyanın tam ortasındaki en büyük gerçek mi?

Bunu öğrenmeden bu dosya kapanamaz.

Kapanırsa ne olur?

Adalet değil, üstü örtülmüş bir sessizlik olur.


Şimdi 2 bin 500 kişiden DNA alınacağı söyleniyor.

425 kişi incelenmiş.

İyi.

Ama yine soralım:

Neden şimdi?

Neden daha önce değil?

Bir genç kadının bedeninde yabancı DNA varsa, bu ülkede alarmın en başta çalması gerekmez mi?

Önce kimlerden DNA alındı?

Kimlerden alınmadı?

Kimler “gerek yok” denilerek dışarıda bırakıldı?

Kimler “tanıdık” diye pas geçildi?

Kimler “yetkili” diye sorgulanmadı?

Kimler “önemsiz” diye görülmedi?

Adalet bazen failin peşinden koşmaz.

Failin etrafındaki sessizlik duvarına çarpar.

İşte o duvar kırılmadan Rojin’in katili bulunmaz.


HTS kayıtları…

Yani telefon sinyalleri.

Yani kim neredeydi?

Kim kiminle konuştu?

Kim aynı bölgede sinyal verdi?

Kim o saatlerde sahil hattındaydı?

Kim Rojin’in son yoluna yakın durdu?

Bu kayıtlar dosyanın omurgasıdır.

Ama kamuoyu omurgayı görmüyor.

Sadece “inceleniyor” deniyor.

Neyi inceliyorsunuz?

Ne çıktı?

Kimler elendi?

Kimler hâlâ şüpheli?

Kamera kayıtlarıyla karşılaştırıldı mı?

DNA ile eşleştirildi mi?

Tanık ifadeleriyle çakıştırıldı mı?

Yoksa herkes kendi klasöründe mi bekliyor?

Bu dosya klasörle çözülmez.

Zaman çizelgesiyle çözülür.

Saat saat.

Dakika dakika.

Baz istasyonu baz istasyonu.

Kamera kamera.

DNA DNA.


Bir de not defteri var.

Şifreler var.

İsimler var.

E-posta bağlantıları var.

KKTC hattı var.

Şimdi burada da dikkatli olmak gerekir.

Rojin’i suçlamak için değil.

Rojin’in başına ne geldiğini anlamak için.

Bir genç kız not defterine neden şifre yazar?

Unutmamak için yazmış olabilir.

Okul hesabıdır.

Mail hesabıdır.

Sosyal medya hesabıdır.

Olabilir.

Ama bir ölüm dosyasında “olabilir” yetmez.

Bakılır.

Hangi hesap?

Hangi site?

Hangi mail?

Hangi uygulama?

Hangi ödeme?

Hangi kişi?

Hangi yazışma?

Hangi para hareketi?

Varsa çıkar.

Yoksa da temizce söylenir.

“İncelendi, yasa dışı bir bağlantı bulunmadı.”

Bu kadar.

Ama incelenmeden geçilirse, işte orada şüphe büyür.


Siyasetçiler ne yaptı?

Kurumlar ne yaptı?

Üniversite ne yaptı?

Yurt ne yaptı?

Kolluk ne yaptı?

Savcılık ne yaptı?

Bakanlık ne yaptı?

Bu soruları sormak siyaset yapmak değildir.

Bu soruları sormak vatandaşlık görevidir.

Çünkü devlet dediğin şey, sadece bina değildir.

Devlet, kaybolan bir öğrencinin ilk saatinde refleks gösteriyorsa devlettir.

Kamera kayıtlarını silinmeden topluyorsa devlettir.

Telefonu aylarca bekletmiyorsa devlettir.

Aileye “bekleyin” değil, “şu aşamadayız” diyorsa devlettir.

DNA’yı zamanında tarıyorsa devlettir.

HTS’yi doğru okuyorsa devlettir.

Fail kim olursa olsun üstüne gidiyorsa devlettir.

Yoksa geriye sadece tabela kalır.


Rojin’in katili nasıl bulunur?

Çok basit.

Sosyal medyada isim sallayarak değil.

Delili konuşturarak.

Telefon açılacak.

DNA eşleşecek.

HTS dökülecek.

Kamera kayıtları yan yana konacak.

Son 24 saat yeniden kurulacak.

Rojin’in kimlerle konuştuğu, kimlerle yazıştığı, kimlerle karşılaştığı, kimin aynı bölgede olduğu, kimin ifadesinin çeliştiği tek tek çıkarılacak.

Sonra da birileri rahatsız olacaksa olacak.

Adaletin görevi kimseyi rahat ettirmek değildir.

Gerçeği bulmaktır.


Bu dosyada en büyük tehlike ne?

Unutulması.

Çünkü bu ülkede bazı dosyalar böyle kapanır.

Fail bulunamadığı için değil.

Kamuoyu yorulduğu için.

Aile yalnız kaldığı için.

Gazeteler başka manşete geçtiği için.

Siyaset başka tartışmaya döndüğü için.

Dosya rafta beklediği için.

Rojin de o rafa kaldırılmak isteniyorsa, buna izin verilmemeli.


Bugün sorulacak soru bellidir:

Rojin’in telefonu açıldı mı?

Açılmadıysa neden?

DNA eşleşti mi?

Eşleşmediyse kimler kaldı?

HTS kayıtları kamera kayıtlarıyla karşılaştırıldı mı?

Son 24 saatin haritası çıkarıldı mı?

Not defterindeki şifreler hangi hesaplara aitti?

KKTC bağlantısı sadece kişisel temas mıydı, yoksa başka bir ağın kapısı mıydı?

Üniversite ve yurt çevresinde ihmal var mıydı?

İlk kayıp saatlerinde kim ne yaptı?

Kim geç kaldı?

Kim susuyor?


Rojin Kabaiş dosyası sadece bir adli dosya değildir.

Bu dosya, bu ülkede bir genç kızın hayatının ne kadar ciddiye alındığının dosyasıdır.

Telefon açılamıyorsa sorun teknik değildir sadece.

DNA bekliyorsa sorun laboratuvar değildir sadece.

HTS anlatılmıyorsa sorun gizlilik değildir sadece.

Aile hâlâ cevap arıyorsa sorun zaman değildir sadece.

Sorun, adalet duygusunun her geçen gün biraz daha zedelenmesidir.


Rojin’in katili bulunur mu?

Bulunur.

Ama gerçekten istenirse bulunur.

Telefon konuşursa bulunur.

DNA saklanmazsa bulunur.

HTS doğru okunursa bulunur.

Kamera kayıtları eksiksiz toplanırsa bulunur.

Kimse korunmazsa bulunur.

Dosya soğutulmazsa bulunur.

Aile yalnız bırakılmazsa bulunur.

Kamuoyu susmazsa bulunur.

Çünkü faili meçhul dediğimiz şey bazen failin bilinmemesi değildir.

Bazen failin bulunması için gereken iradenin eksik olmasıdır.

Rojin için mesele artık şudur:

Ya deliller konuşacak.

Ya da bu sessizlik konuşulacak.

Ve bu ülke bir kez daha şu soruyla yüzleşecek:

Bir genç kızın ölümü bile bütün sistemi harekete geçirmeye yetmiyorsa…

O sistem kimi koruyor?

Yazar: Elçin Kara

Continue Reading
Reklam
Yorum yapmak için tıklayın

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir