İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun gençlerin sorularını yanıtladığı Eşit Bakış programının yeni bölümü yayınlandı
“Kürtleri kimsenin eline bırakmayacağız” şeklindeki açıklaması anımsatılarak “Kürtler konusunda ezber bozan uyarılarda bulunuyorsunuz. Milliyetçi tabandan tepki alıyor musunuz” sorusunu Dervişoğlu, şu sözlerle yanıtladı:
KÜRTLER PKK İLE EŞİTLENMEMELİ
“Bu konuda milliyetçi tabandan bir tepki gelmez. Çünkü milliyetçi taban millet şuurunun ne olduğunu gayet iyi bilir. Benim sözlerimin arasında ifadesini bulan önemli tespitler var. Ben aslında bu gidişatın, PKK ile Kürtleri eşitlemeye yönelik bir sonucu beraberinde getirmesinden endişe ediyorum. O sebeple ifadelerimin arasında sıklıkla, Kürtler için de bir savunma hattı kurduğumu dile getiriyorum. Kürtlerin bir kısmı PKK’yla eşitlenmek istenirken, bir diğer tarafta feodal fantezilerle onlara yol göstermeye çalışanlar var. Irak’ta yaşananlar, son dönemde Barzani’nin Türkiye’yi ziyaretinde ortaya çıkanlar gösteriyor ki; PKK’nın, Kürtlerin sözcüsü ve temsilcisi olduğuna dair bir hissiyat oluşturmaya çalışılıyor. Bu durum da vatansever, vatanına, bayrağına, devletine bağlı Kürtleri son derece rahatsız ediyor. Ben de o sebeple ‘Ne feodalizme ne de örgütün fantezilerine kurban edeceğiz’ diyorum. Kürtleri hem PKK’nın hem feodalizmden kaynaklı olan taassupların kurbanı olarak asla ve kata düşünmeyeceğiz. Bu milletin önemli bir unsuru olduklarını, kendilerine unutturmayacağız. Ben bunu yapmaya çalışıyorum. PKK eşittir Kürtler denklemini yaşama geçirir, böyle bir hissiyat oluşturursanız; bunun uzun vadede son derece ciddi tehlike ve tehditleri beraberinde getireceğine inanıyorum. Vatanına bağlı, devletine bağlı, bayrağına aşık Kürtlerin sahiplerinin kendileri olduğuna vurgu yapıyorum. Yani bir sahiplenme değil. Kimsenin, birisinin sahiplenmesine ihtiyacı yok. Ama bu şuurda olan Kürtlerin hak ve hukukunun elbette ki savunulması gerekiyor. Ben o vazifeyi yerine getirmeye çalışıyorum.”
KOMİSYONA NEDEN ŞART KOŞMADI?
Dervişoğlu, “CHP komisyona bazı şartlar getirdi. Siz de komisyonda olup bazı şartlar koysaydınız daha iyi olmaz mıydı” sorusunu şu ifadelerle yanıtladı:
“Bu komisyonun meşruiyeti yok. Bizim katılmama sebebimiz, meşruiyeti olmayan bu korsan komisyona meşruiyet kazandırmaktan kaçmaktır. Orada alınmış kararların, bizim hayır oylarımızla kutsanmasının engellenmesini temin etmektir yaptığımız. Hem komisyonun yetkisiz olduğunu söyleyeceksiniz hem kuruluş şekli ve biçimi ile sayısına ve karar nisabına itiraz edeceksiniz, ondan sonra da atmış olduğunuz birtakım adımlarla meşru olmayan bir komisyona meşruiyet atfedeceksiniz. Bu son derece yanlıştır. Dolayısıyla biz İYİ Parti olarak durumumuzu en başından itibaren muhafaza ediyoruz. Bizimkisi, komisyonun hem kuruluş şartlarına hem hukuki olmayan yapısına hem iktidarın aritmetik gücüyle karar alma nisabını kendisinin belirleme çabalarına karşı duruştur. Komisyonun bu zamana kadarki faaliyetleri de ortadadır. Bir arpa boyu mesafe alınamamıştır. Türkiye’nin tartışılmazlarını tartışma masasına yatıran özelliğinin dışında hiçbir mesafe alınamamıştır. Ama Türkiye’nin değerlerinin tartışma masasına yatırılmasını temin etmiştir. Bunun uzun vadede başka sorunları da beraberinde getireceği aşikardır.”
‘BU İŞ BİTTİĞİNDE NE OLACAK?’ SORUSU
“Bu iş bittiğinde bundan kim sorumlu tutulacak” sorusuna Dervişoğlu, “Zaten dikkatle takip edilmesi icap eden taraf burası. Bir kısım, bu sürecin sahibinin Sayın Devlet Bahçeli olduğunu söylüyor. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin sözcüleri, sürecin gerçek sahibinin Sayın Recep Tayyip Erdoğan olduğunu söylüyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin iradesi, şahısların iradeleriyle özdeşleştirilecek halde tanımlanıyor. Bunlar başlı başına tartışma konuları. Bu tartışmaları tarihe bırakmayacağımızdan herkesin emin olmasını istiyorum. Onun için her zaman söylüyorum; işi usulüne uygun bir biçimde yapmazsanız, bunun hesabını vermekten kaçamazsınız. Ortada bir ihanetten bahsediyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir terör örgütüyle eşitlenmesinden, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başının bir örgütün başıyla eşitlenmesinden, müzakere süreçlerine hükümlü faillerin dahil olmasından ve bütün bunlara bağlı olarak da bir ihanet suçunun işlenmesinden bahsediyorum. Onun için her fırsatta diyorum ki, ihanetin zaman aşımı yoktur” yanıtını verdi.